-
FARUK OCAK
Tarih: 05-06-2026 16:19:00
Güncelleme: 05-06-2026 16:19:00
GERÇEKLERLE YÜZLEŞİN:
ENGELLİLERİN SORUNU BEDENLERİ DEĞİL, GÖSTERMELİK ZİHNİYETLERDİR!
FARUK OCAK
Yıllardır yazıyorum…
Yıllardır konuşuyorum…
Yıllardır anlatıyorum…
Ama bazen düşünüyorum:
Anlayan için bir cümle; davul, zurna, saz kadar güçlüdür.
Anlamayan için ise binlerce kelime, gece kulağında vızıldayan bir sivrisinek kadar anlamsızdır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten anlamak için dinler…
Bazıları ise sadece cevap vermek için konuşur.
İşte bugün tam da bu yüzden yeniden konuşmak gerekiyor.
Çünkü mesele artık birkaç bireyin yaşadığı kişisel zorlukların çok ötesindedir.
Bugün bu ülkede engelli bireylerin önündeki en büyük engel;
bedenleri değil,
göstermelik sistemlerdir.
Sorun yürüyememek değildir…
Sorun, tekerlekli sandalye kullanan bir insanın kaldırımlara çıkamamasıdır.
Bugün şehirlerin birçok noktasında sözde engelli rampaları yapılıyor.
Ama o rampaların eğimi o kadar yanlış oluyor ki;
tekerlekli sandalye kullanan bir birey o rampadan çıkmaya çalışırken devrilme tehlikesi yaşıyor.
Bazı kaldırımlarda rampa varmış gibi yapılıyor ama rampa direğin önüne yapılıyor.
Bazen elektrik panosu tam rampanın ortasında bırakılıyor.
Bazen araçlar o alanlara park ediyor.
Sonra dönüp “Erişilebilir şehir yaptık” deniliyor.
Hayır!
Bu erişilebilirlik değildir.
Bu sadece göstermelik iştir.
Görme engelliler için yapılan kılavuz yolların büyük kısmı bile ne yazık ki plansız yapılıyor.
Kılavuz yol bazen gidip direğe çarpıyor…
Bazen ağaca çıkıyor…
Bazen rögar kapağında bitiyor…
Bazen dükkân tabelalarının altına giriyor…
Bazen de yolun ortasında aniden kesiliyor.
Yani o yolu yapan kişi,
bir görme engellinin gerçekten nasıl yürüdüğünü bilmeden masa başında karar veriyor.
Çünkü mesele engelliyi dinlemek değil,
“Yaptık” diyebilmek oluyor.
Asansörler ayrı bir problem…
Birçok üst geçitte asansör var ama çalışmıyor.
Aylarca bozuk kalıyor.
Bakımı yapılmıyor.
Tekerlekli sandalye kullanan vatandaş,
bebek arabası süren anne,
yaşlı birey…
Hepsi çaresiz bırakılıyor.
Ama kâğıt üzerinde her şey “tam erişilebilir” görünüyor.
İşte ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri budur:
Sorun çözmek yerine görüntü üretmek…
Bir başka acı gerçek ise bazı sözde sivil toplum kuruluşlarının yıllardır engelli bireylerin gerçek sorunlarından uzak hareket etmesidir.
Elbette samimiyetle mücadele eden, gecesini gündüzüne katan değerli insanlar vardır.
Ancak ne yazık ki bazı yapılar;
engelli bireyin hayatına çözüm üretmek yerine,
engelli bireyi sadece bir oy potansiyeli olarak görmektedir.
Bazıları üyeyi merkeze değil,
yakın çevresini merkeze koymaktadır.
Bazıları çözüm toplantıları yapmak yerine,
kurumlarını adeta çay partilerine çevirmektedir.
Engelli bireyin yaşadığı gerçek sorunları konuşmak yerine;
fotoğraf vermeyi,
protokolde görünmeyi,
sosyal medyada birkaç süslü cümle paylaşmayı mücadele sanmaktadır.
“Sevgi engel tanımaz…”
“Engeller kalplerde değildir…”
“Birlikte başaracağız…”
Evet, kulağa hoş geliyor…
Ama hayat sadece güzel cümlelerden ibaret değildir.
Çünkü sevgi tek başına bozuk asansörü tamir etmiyor.
Sevgi yanlış yapılan rampayı düzeltmiyor.
Sevgi erişilemeyen eğitim sistemini değiştirmiyor.
Sevgi işsiz bırakılan engelli bireyin hayatını kurtarmıyor.
Bu yüzden mesele slogan değil;
gerçek çözüm üretmektir.
Ve açık konuşmak gerekiyor:
Bazı insanların kurduğu cümlelere baktığımızda,
engelliliği gerçekten yaşamadıkları çok net anlaşılıyor.
Çünkü engellilik uzaktan bakılarak anlaşılmaz.
Engellilik sadece bir gün etkinlik yaparak öğrenilmez.
Engelliliği anlamak istiyorsanız,
önce engelli bireyin ailesine sorun.
Bir anneye sorun…
Geceleri çocuğunun geleceğini düşünürken nasıl uyuyamadığını dinleyin.
Bir babaya sorun…
Evladının bağımsız yaşayabilmesi için nasıl mücadele verdiğini görün.
Bir kardeşe sorun…
Toplumun bakışlarının aile üzerinde nasıl yük oluşturduğunu hissedin.
Çünkü engellilik sadece bireyin yaşadığı bir durum değildir.
Tüm aileyi etkileyen sosyal bir yaşam mücadelesidir.
Bugün hâlâ birçok engelli birey,
işe alınırken geri plana atılıyor.
Toplu taşımada zorlanıyor.
Kamu kurumlarında bağımsız hareket edemiyor.
Dijital sistemlerde erişim engeli yaşıyor.
Sosyal hayatta dışlanıyor.
Sonra yılda bir kez “Engelliler Haftası” geliyor…
Birkaç etkinlik yapılıyor…
Birkaç fotoğraf çekiliyor…
Ve ertesi gün herkes hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Ama engelli bireyin mücadelesi bir haftalık değildir.
Bu mücadele her gün yaşanıyor.
Sabah evden çıkarken…
Otobüse binerken…
Bankaya giderken…
Bir belge okumaya çalışırken…
Bir iş görüşmesine girerken…
Kısacası hayatın her alanında yaşanıyor.
Peki çözüm nedir?
Çözüm;
engelli birey adına konuşmayı bırakıp,
engelli bireyle birlikte hareket etmektir.
Kararlar masa başında değil,
sahayı yaşayan insanlarla birlikte alınmalıdır.
Şehir planlamalarında engelli bireylerin görüşü alınmalıdır.
Kılavuz yollar uzmanlarla ve kullanıcılarla birlikte yapılmalıdır.
Asansörlerin düzenli bakım sistemi zorunlu hale getirilmelidir.
Dijital erişilebilirlik tüm kamu kurumlarında standart olmalıdır.
İstihdamda göstermelik kota değil,
gerçek üretim ve liyakat esas alınmalıdır.
Sivil toplum kuruluşları da artık kendilerine şu soruyu sormalıdır:
“Biz gerçekten çözüm mü üretiyoruz,
yoksa sadece görünür mü olmaya çalışıyoruz?”
Çünkü gerçek mücadele;
kamera önünde değil,
sorunun tam ortasında verilir.
Ve artık şunu herkes anlamalıdır:
Engelli bireyler sadaka istemiyor.
Acınmak istemiyor.
Kahraman ilan edilmek istemiyor.
Engelli bireyler sadece eşit yaşamak istiyor.
Çünkü erişilebilirlik bir lütuf değil,
anayasal bir haktır.
Ve bilinmelidir ki;
bugün engelli bireyin yaşadığı sorunlara sessiz kalan toplum,
yarın aynı engellerle kendisi karşılaştığında çok geç kalmış olabilir.
Çünkü engellilik bir grubun meselesi değil,
insanlığın ortak gerçeğidir.
GERÇEKLERLE YÜZLEŞİN:
ENGELLİLERİN SORUNU BEDENLERİ DEĞİL, GÖSTERMELİK ZİHNİYETLERDİR!
FARUK OCAK
Yıllardır yazıyorum…
Yıllardır konuşuyorum…
Yıllardır anlatıyorum…
Ama bazen düşünüyorum:
Anlayan için bir cümle; davul, zurna, saz kadar güçlüdür.
Anlamayan için ise binlerce kelime, gece kulağında vızıldayan bir sivrisinek kadar anlamsızdır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten anlamak için dinler…
Bazıları ise sadece cevap vermek için konuşur.
İşte bugün tam da bu yüzden yeniden konuşmak gerekiyor.
Çünkü mesele artık birkaç bireyin yaşadığı kişisel zorlukların çok ötesindedir.
Bugün bu ülkede engelli bireylerin önündeki en büyük engel;
bedenleri değil,
göstermelik sistemlerdir.
Sorun yürüyememek değildir…
Sorun, tekerlekli sandalye kullanan bir insanın kaldırımlara çıkamamasıdır.
Bugün şehirlerin birçok noktasında sözde engelli rampaları yapılıyor.
Ama o rampaların eğimi o kadar yanlış oluyor ki;
tekerlekli sandalye kullanan bir birey o rampadan çıkmaya çalışırken devrilme tehlikesi yaşıyor.
Bazı kaldırımlarda rampa varmış gibi yapılıyor ama rampa direğin önüne yapılıyor.
Bazen elektrik panosu tam rampanın ortasında bırakılıyor.
Bazen araçlar o alanlara park ediyor.
Sonra dönüp “Erişilebilir şehir yaptık” deniliyor.
Hayır!
Bu erişilebilirlik değildir.
Bu sadece göstermelik iştir.
Görme engelliler için yapılan kılavuz yolların büyük kısmı bile ne yazık ki plansız yapılıyor.
Kılavuz yol bazen gidip direğe çarpıyor…
Bazen ağaca çıkıyor…
Bazen rögar kapağında bitiyor…
Bazen dükkân tabelalarının altına giriyor…
Bazen de yolun ortasında aniden kesiliyor.
Yani o yolu yapan kişi,
bir görme engellinin gerçekten nasıl yürüdüğünü bilmeden masa başında karar veriyor.
Çünkü mesele engelliyi dinlemek değil,
“Yaptık” diyebilmek oluyor.
Asansörler ayrı bir problem…
Birçok üst geçitte asansör var ama çalışmıyor.
Aylarca bozuk kalıyor.
Bakımı yapılmıyor.
Tekerlekli sandalye kullanan vatandaş,
bebek arabası süren anne,
yaşlı birey…
Hepsi çaresiz bırakılıyor.
Ama kâğıt üzerinde her şey “tam erişilebilir” görünüyor.
İşte ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri budur:
Sorun çözmek yerine görüntü üretmek…
Bir başka acı gerçek ise bazı sözde sivil toplum kuruluşlarının yıllardır engelli bireylerin gerçek sorunlarından uzak hareket etmesidir.
Elbette samimiyetle mücadele eden, gecesini gündüzüne katan değerli insanlar vardır.
Ancak ne yazık ki bazı yapılar;
engelli bireyin hayatına çözüm üretmek yerine,
engelli bireyi sadece bir oy potansiyeli olarak görmektedir.
Bazıları üyeyi merkeze değil,
yakın çevresini merkeze koymaktadır.
Bazıları çözüm toplantıları yapmak yerine,
kurumlarını adeta çay partilerine çevirmektedir.
Engelli bireyin yaşadığı gerçek sorunları konuşmak yerine;
fotoğraf vermeyi,
protokolde görünmeyi,
sosyal medyada birkaç süslü cümle paylaşmayı mücadele sanmaktadır.
“Sevgi engel tanımaz…”
“Engeller kalplerde değildir…”
“Birlikte başaracağız…”
Evet, kulağa hoş geliyor…
Ama hayat sadece güzel cümlelerden ibaret değildir.
Çünkü sevgi tek başına bozuk asansörü tamir etmiyor.
Sevgi yanlış yapılan rampayı düzeltmiyor.
Sevgi erişilemeyen eğitim sistemini değiştirmiyor.
Sevgi işsiz bırakılan engelli bireyin hayatını kurtarmıyor.
Bu yüzden mesele slogan değil;
gerçek çözüm üretmektir.
Ve açık konuşmak gerekiyor:
Bazı insanların kurduğu cümlelere baktığımızda,
engelliliği gerçekten yaşamadıkları çok net anlaşılıyor.
Çünkü engellilik uzaktan bakılarak anlaşılmaz.
Engellilik sadece bir gün etkinlik yaparak öğrenilmez.
Engelliliği anlamak istiyorsanız,
önce engelli bireyin ailesine sorun.
Bir anneye sorun…
Geceleri çocuğunun geleceğini düşünürken nasıl uyuyamadığını dinleyin.
Bir babaya sorun…
Evladının bağımsız yaşayabilmesi için nasıl mücadele verdiğini görün.
Bir kardeşe sorun…
Toplumun bakışlarının aile üzerinde nasıl yük oluşturduğunu hissedin.
Çünkü engellilik sadece bireyin yaşadığı bir durum değildir.
Tüm aileyi etkileyen sosyal bir yaşam mücadelesidir.
Bugün hâlâ birçok engelli birey,
işe alınırken geri plana atılıyor.
Toplu taşımada zorlanıyor.
Kamu kurumlarında bağımsız hareket edemiyor.
Dijital sistemlerde erişim engeli yaşıyor.
Sosyal hayatta dışlanıyor.
Sonra yılda bir kez “Engelliler Haftası” geliyor…
Birkaç etkinlik yapılıyor…
Birkaç fotoğraf çekiliyor…
Ve ertesi gün herkes hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Ama engelli bireyin mücadelesi bir haftalık değildir.
Bu mücadele her gün yaşanıyor.
Sabah evden çıkarken…
Otobüse binerken…
Bankaya giderken…
Bir belge okumaya çalışırken…
Bir iş görüşmesine girerken…
Kısacası hayatın her alanında yaşanıyor.
Peki çözüm nedir?
Çözüm;
engelli birey adına konuşmayı bırakıp,
engelli bireyle birlikte hareket etmektir.
Kararlar masa başında değil,
sahayı yaşayan insanlarla birlikte alınmalıdır.
Şehir planlamalarında engelli bireylerin görüşü alınmalıdır.
Kılavuz yollar uzmanlarla ve kullanıcılarla birlikte yapılmalıdır.
Asansörlerin düzenli bakım sistemi zorunlu hale getirilmelidir.
Dijital erişilebilirlik tüm kamu kurumlarında standart olmalıdır.
İstihdamda göstermelik kota değil,
gerçek üretim ve liyakat esas alınmalıdır.
Sivil toplum kuruluşları da artık kendilerine şu soruyu sormalıdır:
“Biz gerçekten çözüm mü üretiyoruz,
yoksa sadece görünür mü olmaya çalışıyoruz?”
Çünkü gerçek mücadele;
kamera önünde değil,
sorunun tam ortasında verilir.
Ve artık şunu herkes anlamalıdır:
Engelli bireyler sadaka istemiyor.
Acınmak istemiyor.
Kahraman ilan edilmek istemiyor.
Engelli bireyler sadece eşit yaşamak istiyor.
Çünkü erişilebilirlik bir lütuf değil,
anayasal bir haktır.
Ve bilinmelidir ki;
bugün engelli bireyin yaşadığı sorunlara sessiz kalan toplum,
yarın aynı engellerle kendisi karşılaştığında çok geç kalmış olabilir.
Çünkü engellilik bir grubun meselesi değil,
insanlığın ortak gerçeğidir.
- Kağıt Üstünde Mükemmel, Sokakta Eksik
- KAMERALAR KAPANIYOR, SORUNLAR YERİNDE KALIYOR
- ZİHNİYET DEĞİŞMEDEN BU TOPRAKTA HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEZ
- BU ZAMAN NE ZAMAN BU KADAR VİCDANSIZLAŞTI?
- GÜNCEL YARGI KARARI IŞIĞINDA ENGELLİLERİN ÖTV MUAFİYETİ
- ENGELSİZ ULAŞIMA TARİHİ ADIM: KARARLI MÜCADELE SONUÇ VERDİ
- HAK VAR, ADALET YOK, ANAYASA VAR, HAYAT ZOR
- Resmî Gazete’de Yayımlanan Karar ve Görmezden Gelinen Gerçek
- ZİHNİYET DEĞİŞMEDEN BU TOPRAKTA HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEZ
- GÖRÜNMEYEN ENGELLERİ GÖRÜNÜR KILAN KENT
- Dik Duranın Yalnızlığı, Eğilenlerin Kalabalığından Onurludur
- 7.500 TL’YE SIĞDIRILAN HAYATLAR: ENGELLİLER İÇİN SUSMA ZAMANI BİTTİ